Abstract
Öz Yüzyıllar boyunca devam eden Dünya merkezli evren anlayışı yerine Güneş merkezli evren anlayışının önerilmesi, bilimde köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bu değişiklik, matematiğin bilim dili olarak kullanılmasını sağlamıştır. Böylece evreni anlamanın yolu mantıksal ifadelerle değil, matematiksel denklemlerle açıklığa kavuşmuştur. Bilimsel araç ve gereçlerin niceliksel ifadelere vurgu yapması, bilimin ölçülebilir niteliğini ortaya koymuştur. Galileo'nun teleskopla göksel cisimlere ilişkin elde ettiği bilgiler Dünya merkezli evren anlayışının yıkılışı olarak yorumlanır. Bu durum aynı zamanda skolastik düşünceye en önemli karşı koyuş olarak kabul görmüştür. Bu karşı koyuş bilimsel devrim olarak adlandırılır. Bu çalışmada gökyüzüne dair ilk geometrik modellerin tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Bu sistemin temel dayanak noktalarını ve birbirinden hangi noktalarda farklılık gösterdikleri belirtilmiştir. Galileo'nun katkısıyla şekillenen Güneş merkezli evren anlayışının yol açtığı gelişmeler bilimin ışığında incelenmiştir. Kısaca evrenin yapısı hakkındaki düşüncelerin nasıl geliştikleri gösterilmiştir. Galileo evrenin yapısına dair iki konuyu tartışacaktır. İlki evrene tanınacak merkezin neresi olduğudur. İkincisi Dünya'nın hareket edip etmediği görüşüdür. Hareket problemine bağlı olarak Dünya'nın hareketinin neden gözlenemediği ve üzerindeki nesnelerin neden uzaya fırlamadığı problemi açıklığa kavuşturulacaktır. Bu çalışmanın önemi Dünya merkezli evren anlayışı ile Güneş merkezli evren anlayışının karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkacak farklılıkları ortaya koyarak, iki dünya görüşü hakkında önemli gelişmeleri ve bunların bilim tarihi açısından önemli sayılacak gelişmelere neden olmuş değişimleri göstermek olacaktır. Galileo'nun " İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog " adlı eserinden yola çıkarak Galieo'nun bilimsel devrimdeki rolü incelenmiştir. Tarih boyunca insanlar; evrenin neresinde bulundukları, nereden geldikleri ve nereye gidecekleri üzerine kafa yormuşlardır. İlk olarak duyu verilerinden hareket ederek Dünya'yı evrenin merkezine yerleştirmişlerdir. Dünya merkezli sistemin ilk geometrik modellemesini Knidoslu Eudoksos (MÖ yaklaşık 408-355) yapmıştır. 2 Bu evren modeline göre evren, iç içe geçmiş kürelerden oluşmakta ve sınırlı bir yapıdadır. Dünya merkezli sistem, dönemin dini öğretileriyle örtüştüğünden bu görüş, hakikatin bilgisi olarak yorumlanacaktır. Buna karşı gelmek dine karşı çıkmakla eşdeğer kabul edildiğinden bu görüş, Ortaçağda tamamen bağnaz bir inanca dönüşmüştür. Bu öğretiye karşı çıkanların başında G. Bruno (1548-1600) gelmektedir. Bruno'nun yanı sıra N. Kopernik (1473-1543), Dünya merkezli öğretiye karşı çıkarak Antikçağda yaşayan Yunanlı gökbilimci Aristarkhos'un (MÖ yaklaşık 310-230) görüşlerine başvurur. Aristarkhos, Güneş merkezli evren anlayışına Ay ve Güneş'in Büyüklükleri ve Uzaklıkları adlı eserinde yer vermiştir. Bu eserin önemi, geometri bilgisi ile astronomi problemlerini çözme girişimini içeriyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Cite
CITATION STYLE
KÜÇÜKALİ, R., & KOÇ, M. (2016). Galileo’nun İki Büyük Dünya Sistemi Hakkındaki Diyalogları ve Bilime Etkisi. Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 0(26), 121. https://doi.org/10.20981/kuufefd.49054
Register to see more suggestions
Mendeley helps you to discover research relevant for your work.