Dindarlık Öznel İyi Oluşu Etkiler Mi? Hemodiyaliz (HD) Hastaları Üzerinde Kesitsel Bir Çalışma

  • GENCER N
N/ACitations
Citations of this article
7Readers
Mendeley users who have this article in their library.

Abstract

Bir alan araştırması olan bu çalışmanın amacı betimsel bir yaklaşımla sosyo-psikolojik metotlardan faydalanarak, hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezlikli hastaların dindarlık ve öznel iyi oluş (ÖİO) düzeylerini belirlemek ve dindarlık düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışmaktır. Araştırmanın örneklemi T.C. Sağlık Bakanlığı, Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çorum İlçe Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören hastalardan tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 205 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların % 54,1’i (111 kişi) erkek, % 45,9’u (94 kişi) da kadındır. Veriler demografik özellikleri belirlemek için hazırlanan kişisel bilgi formunun yanı sıra katılımcıların dindarlıklarını ve öznel iyi oluşlarını tespit etmek için Kula tarafından geliştirilen "Dindarlık Envanteri" ve Dost tarafından geliştirilen “Öznel İyi Oluş Ölçeği” aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi demografik değişkenler, dindarlık ve öznel iyi oluş arasında anlamlı farklılıklar ve ilişkiler göstermiştir. Ayrıca, katılımcıların dindarlık düzeyi ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve dindarlığın öznel iyi oluştaki varyansın % 31,9’unu açıkladığı saptanmıştır. Araştırma bulguları temel hipotez ve alt hipotezlerin istatistiksel olarak doğrulandığını ve dindarlığın öznel iyi oluşun anlamlı ve önemli bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir.Özet: Tarih boyunca varoluşsal sorular ve bu sorulara aranan cevaplar insan için önemini korumuştur. İnsanoğlu hayatı, hayatın anlamını, ölümü, ölüm sonrasını hep merak etmiş ve bu merakını giderecek anlam sistemlerinin peşine düşmüştür. Çeşitli düşünürler, filozoflar hayatın sırlarına ilişkin görüşler ortaya koyarken; din, aşkın boyutu bir anlam kaynağı olarak bireye sunmuştur. Böylece birey, varoluşla ilgili pek çok sorusunun kesin cevabını dinde bulmuş ve bu kesinlik duygusu onun psikolojik iyi oluşuna olumlu katkı sağlamıştır. Ancak insan, yaşamın doğal akışı içerisinde ve bazen beklenmedik bir anda bir takım felaketler, hastalıklar ya da olumsuzluklarla da karşı karşıya kalabilmekte ve bu tür durumlar onu çaresiz bırakmaktadır. Çaresizlik, kişide yalnızlık hissi oluşturmakta ve bu da onun için anlamsızlık duygusunu tetikleyebilmektedir. Böylesi durumlarda birey, zaman zaman varoluşu sorgulayabilmektedir. Zorlukla mücadele eden bireyin iç dünyasında oluşan boşluk hissi ya da anlamsızlık duygusu onun öznel iyi oluşuna bir biçimde etki etmektedir. Bu pespektiften araştırmanın konusu, kronik böbrek yetmezliği gibi ciddi bir hastalıkla mücadele eden ve hemodiyaliz gibi zorlayıcı bir tedavi süreci yaşayan kişilerin dindarlık düzeylerinin öznel iyi oluşları üzerindeki etkisi olarak belirlenmiştir. Çalışmanın amacı bu hastaların dindarlık ve öznel iyi oluş düzeylerini belirlemektir. Araştırmanın örneklemi T.C. Sağlık Bakanlığı, Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çorum İlçe Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören hastalardan tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 205 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın temel hipotezi “Hemodiyaliz hastalarının dindarlık düzeyleri hastaların öznel iyi oluşları üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir.” şeklinde kurulmuştur. Diğer alt hipotezler aşağıdaki gibidir:1. Kadınların dindarlığı erkeklere kıyasla daha yüksek düzeydedir.2. Öznel mutluluk algısı ile katılımcıların dindarlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki vardır. Dindarlık puanı yüksek olan kişilerin öznel mutluluk algı düzeyleri de yüksektir.3. Cinsiyet değişkenine göre; katılımcıların ÖİO düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır.4. Öznel dindarlık algısı ile katılımcıların ÖİO düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki vardır. Buna göre; kişinin kendisini dindar görme düzeyleri arttıkça, ÖİO düzeyi de artmaktadır.5. Katılımcıların dindarlık puanları ile ÖİO puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. 6. Dindarlık öznel iyi oluşun anlamlı bir yordayıcısıdır. Buna göre; dindarlık puanları arttıkça, ÖİO düzeyinin de artacağı öngörülmektedir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Kula’nın Dindarlık Envanteri ve Dost’un Öznel İyi Oluş Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma hastanelerde yapılmıştır. Gerekli yasal izinler ve hastaların onamları alındıktan sonra hastalar çalışma hakkında bilgilendirilmiş ve çalışma tamamen gönüllülük esasına göre yürütülmüştür. Anketler hastanelerde bazen hafta içinde bazen de cumartesi günlerinde hastalarla yüz yüze görüşmeler yoluyla bizzat araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Hemodiyaliz ünitesi doktoru ile birlikte tedavisini ilçelerde alan hedef kitleye ulaşmak için ilçe hastaneleri ziyaret edilmiştir. İlişkisel tarama modeline uygun olan çalışmanın verileri SPSS 16.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Dindarlık Envanteri ve Öznel İyi Oluş Ölçeğinden alınan puanların ortalaması (x̄) ve standart sapma değerleri (ss) bağımsız değişkenlere göre hesaplanarak tablolar oluşturulmuştur. İki bağımsız örneklem grubundan elde edilen iki ortalama arasındaki farkın anlamlılığı bağımsız örneklem için t-testi (independent samples t-test) ile belirlenmiştir. İkiden fazla örneklem grubunun ortalamaları arasında fark olup olmadığı ile ilgili hipotezleri test etmek için de tek yönlü Varayns analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ortalamalar arası anlamlı farklılıkların oluştuğu durumlarda ise “post-hoc” çoklu karşılaştırma testlerinden LSD testi ve Tamhane’s T2 testi kullanılmış ve bu şekilde farklılıkların yönü tespit edilmiştir. İki sürekli değişken olan dindarlık ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelâsyon Analizi tekniği kullanılmış, dindarlığın bağımlı değişken olan ÖİO üzerinde gözlenen değişimlerin ne kadarını açıkladığını belirlemek için de Basit Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen istatistiklerin anlamlılığı 0.05 düzeyinde ve çift yönlü olarak sınanmış ve analiz değerleri araştırmanın amacına uygun bir biçimde sıralı olarak tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmanın bulgularını şu şekilde özetlemek mümkündür:Örneklemin % 45,9’u (94 kişi) kadın, % 54,1’i (111 kişi) erkeklerden oluşmaktadır. Öznel değerlendirmelerine göre örneklemin toplamda % 55,6’sı kendisini mutlu ve çok mutlu olarak değerlendirmekte, % 79,5’i ise kendisini dindar ve çok dindar olarak tanımlamaktadır. Elde edilen bulgulardan hastalarda öznel dindarlık algısının öznel mutluluk algısına göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır.•                 Örneklem grubu yüksek bir dindarlık düzeyine sahiptir ( x̄ =4,3713).•                 Cinsiyet ile genel dindarlık arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (t=2,933; p=,004; p<0.05). Buna göre, kadınların puanları (x̄=4,4766) erkeklere göre daha yüksektir (x̄= 4,2822).•                 Katılımcıların öznel mutluluk algıları ile genel dindarlık puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (F=3,458; p=,017, p<0.05). Farklılık; kendisini “mutlu” (x̄=4,4466) ve “çok mutlu” (x̄=4,5529) olarak değerlendiren grupla “biraz mutlu” (x̄=4,2644) olarak değerlendiren gruplar arasındadır.•                 Örneklem grubunun ortanın üzerinde bir ÖİO düzeyine ( x̄ =3,7673)  sahip olduğu tespit edilmiştir.•   Cinsiyet ile ÖİO arasında istatistiksel düzeyde anlamlı bir farklılık ortaya çıkmamıştır (t=1,230; p=,220; p>0.05). Ancak, kadın ve erkek katılımcıların ÖİO ortalamalarda farklılık olduğu gözlenmiştir. Analiz sonuçları kadınların ÖİO ortalamalarının (x̄=3,8309)  erkeklere göre (x̄=3,7135) daha yüksek olduğunu göstermiştir.•                 Örneklemin öznel dindarlık algısı ile ÖİO düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır (F=12,345; p=,000, p<0.05). Diğer bir anlatımla; katılımcıların kendilerini dindar görme düzeyi arttıkça, ÖİO düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca “biraz dindar” (x̄=3,3439), “dindar” (x̄=3,7737)  ve “çok dindar” (x̄=4,1363)  gruplar ile ÖİO düzeyi arasında ileri düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Olguların ÖİO puan ortalamalarında da “hiç dindar değil” düzeyinden “çok dindar” düzeyine kadar düzenli bir artış söz konusudur.•                 Genel dindarlık ile genel ÖİO arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=,565, p<0.01). •                 HD hastalarında toplam dindarlığın öznel iyi oluşun anlamlı bir yordayıcısı olup olmadığını belirlemek için yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre; dindarlığın öznel iyi oluştaki varyansın % 31,9’unu açıkladığı tespit edilmiştir. Bu sonuç, HD hastalarının ÖİO’larının önemli belirleyicilerinden birisinin dindarlık özellikleri olduğunu göstermektedir. Dindarlık öznel iyi oluşun anlamlı ve önemli bir yordayıcısıdır ve dindarlığın artması HD hastalarının ÖİO düzeylerini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca araştırma sonucunda temel hipotez ile alt hipotezler istatistiksel olarak doğrulanmıştır.The aim of this study, which is a field reseach, is to determine the level of religiosity and subjective well-being (SWB) of patients with chronic renal failure who are receiving hemodialysis treatment with a descriptive approach and by using socio-psychological methods and to try to determine the relationship between their religiosity and subjective well-being. The sample of the study consists of 205 individuals who were determined by stratified random sampling method from the patients treated in Turkish Ministry of Health, Hitit University Çorum Erol Olçok Training and Research Hospital and Çorum District Dialysis Units. 54.1% (n=111) of the participants are males and 45.9% (n=94) are females. Data was collected via a “Religiosity Inventory”, developed by Kula, and “Subjective Well-Being Scale”, developed by Dost, to determine participants’ religiosity and subjective well-being as well as a personal information form to determine demographic characteristics. Statistical analysis of the data showed significant differences and relationships between demographic variables, religiosity, and subjective well-being. Moreover, a statistically significant relationship between the levels of religiousness and subjective well-being of the participants was found and that religiosity accounts for 31.9% of subjective well-being variance. The findings of the study show that the major hypotheses and sub-hypotheses have statistically been validated and that religiosity is a significant and important predictor of subjective well-being.Summary: Throughout history, existential questions and the answers sought for these questions have remained important for human beings. Human beings have always wondered about life, meaning of life, death, after death and pursued meaning systems that will satisfy this curiosity. While various thinkers and philosophers put forward opinions about the secrets of life; religion has presented the transcendent dimension to the individual as a source of meaning. Thus, the individual has found the definitive answer to many of his questions about existence in religion, and this sense of certainty has contributed positively to his psychological well-being. However, human beings may also face disasters, diseases or adversities in the natural flow of life and sometimes unexpectedly, such situations make them desperate. Desperation creates a feeling of loneliness in the person and this can trigger a sense of meaninglessness for him. The feeling of vacuum in the inner world of the individual who struggles with difficulty or the sense of meaninglessness somehow affects his subjective well-being.From this perspective the subject of the study is the effect of religiosity levels on subjective well-being of individuals who are struggling with chronic renal failure and have experienced a compelling treatment process such as hemodialysis. The aim of this study is to determine the level of religiosity and subjective well-being of these patients. The sample of the study consists of 205 individuals who were determined by stratified random sampling method from the patients treated in Turkish Ministry of Health, Hitit University Çorum Erol Olçok Training and Research Hospital and Çorum District Dialysis Units.The major hypothesis of the study is “The religiosity levels of hemodialysis patients have a significant effect on their subjective well-being.” Further sub-hypotheses are as follows: 1. Women’s religiosity is higher than men’s. 2. There is a significant relationship between the perception of subjective happiness and religiosity levels of the participants.  The subjective happiness perception levels of the individuals with high religiosity scores are also high. 3. There is no significant difference between the SWB levels of the participants according to gender variable. 4. There is a significant relationship between the perception of subjective religiosity and SWB levels of participants. According to this; subjective well-being increases as the person’s self-religious perception levels increase.5. There is a significant positive relationship between the religiosity scores of the participants and SWB scores. 6. Religiosity is a significant predictor of subjective well-being. Thus; the SWB level is expected to increase as the religiosity scores increase.The data of the study was obtained by using Personal Information Form prepared by the researcher, Kula’s Religiosity Inventory and Dost’s Subjective Well-Being Scale. The study was conducted in hospitals. After getting the necessary legal permissions and consent of the patients, the patients were informed about the study and the study was conducted on a voluntary basis.  The questionnaires were applied by the researcher in person through face-to-face interviews with patients in hospitals, sometimes on weekdays and sometimes on Saturdays. Together with the physician of the hemodialysis unit, district hospitals were visited to reach the target group receiving treatment in these districts.In accordance with the relational screening model, the data of the study was analyzed with SPSS 16.0 package program. The mean (x̄) and standard deviation (ss) scores of the Religiosity Inventory and Subjective Well-Being Scale were calculated according to independent variables and tables were created. The significance of the difference between the two means obtained from two independent sample groups was determined by independent samples t-test for independent samples. One-way Varayns analysis (ANOVA) was used to test hypotheses about whether there was a difference between the means of more than two sample groups. In case of significant differences between means, LSD test and Tamhane’s T2 test  from post-hoc multiple comparison tests were usedand the direction of the differences were determined as such. To determine the relationship between two continuous variables, religiosity and subjective well-being, Pearson Moments Correlation Analysis technique was used, and Simple Linear Regression analysis was performed to determine how much religiosity explains the changes observed in the dependent variable. The significance of the obtained statistics was tested at 0.05 level and bidirectional and the analysis values were presented in sequential tables in accordance with the purpose of the research. It is possible to summarize the findings of the study as follows:•                 45.9% (n=94) of the sample are women and 54.1% (n=111) are men. According to subjective evaluations, 55.6% of the sample considers themselves as happy and very happy and 79.5% defines themselves as religious and very religious. According to the findings, subjective religiosity perception is higher in patients than subjective happiness perception. •                 The sample group has a high level of religiosity ( x̄ =4,3713).•                 There is a significant difference between gender and general religiosity (t=2,933; p=,004; p<0.05). Accordingly, women’s scores (x̄=4,4766) are higher than men’s (x̄= 4,2822). •                 Significant differences have been found between the subjective happiness perception of the participants and the mean scores of general religiosity (F=3,458; p=,017, p<0.05). Differences are among the groups that consider themselves “happy” (x̄=4,4466) and “very happy” (x̄=4,5529) and the groups that regard themselves as “a little happy” (x̄=4,2644). •                 The sample group has above-average ( x̄ =3,7673) SWB level.•                 There is no statistically significant difference between gender and SWB (t=1,230; p=,220; p>0.05). However there is a difference in the SWB averages of male and female participants,  women scored higher (x̄=3,8309) in SWB than men (x̄=3,7135). •                 A significant relationship has been found between subjective religiosity perception and SWB level of the sample (F=12,345; p=,000, p<0.05). SWB levels increased with increasing subjective religiosity. Further, there is a significant relationship between “slightly religious” (x̄=3,3439), “religious” (x̄=3,7737) and “very religious” (x̄=4,1363)  groups and SWB level. There is also a steady increase in the mean scores of SWB from “not at all religious” to “very religious”.  •                 A positive and moderately significant relationship has been found between general religiosity and general SWB  (r=,565, p<0.01). •                 According to the results of regression analysis to determine whether total religiosity in HD patients is a significant predictor of subjective well-being; religiosity explaines 31.9% of the variance in subjective well-being. This result shows that one of the important determinants of SWB in HD patients is religiousness. Religiosity is a significant and important predictor of subjective well-being, and increased religiosity directly affects the SWB levels of HD patients. In addition, the basic hypothesis and sub-hypotheses were validated statistically at the end of the study.

Cite

CITATION STYLE

APA

GENCER, N. (2019). Dindarlık Öznel İyi Oluşu Etkiler Mi? Hemodiyaliz (HD) Hastaları Üzerinde Kesitsel Bir Çalışma. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, 23(3), 1419–1444. https://doi.org/10.18505/cuid.601055

Register to see more suggestions

Mendeley helps you to discover research relevant for your work.

Already have an account?

Save time finding and organizing research with Mendeley

Sign up for free